YATIRIMLARIMIZ TARİHÇE KÜLTÜREL FAALİYETLER SOSYAL HİZMETLER TAŞINMAZ VAKIF KÜLTÜR VARLIKLARI VAKIF KAYITLARI ARŞİVİ TAŞINIR VAKIF KÜLTÜR VARLIKLARI VAKIFLAR HAKKINDA VAKIF NASIL KURULUR? BEYANNAME VE BİLDİRİMLER VAKIF İSTATİSTİKLERİ VGM ETİK KOMİSYONU HİZMET STANDARTLARI YAYINLAR PLAN, PROGRAM ve RAPORLAR İDARİ BİRİM KİMLİK KODLARI MALİ TABLOLAR
 
İhale İlanları
[1] Kat Karşılığı [9] Eski Eser Onarımı [1] Eski Eser Proje Temini [1] Bina Onarımı [13] Kiralık Gayrimenkuller [1] İşhanı-İşyeri Onarımları [1] Yeni İnşaat
İhale İlanları
 
 
 
 
 
 
 
Haberler
Mahya Sanatı ve “Ey Oruç Tut Bizi”
 
 
Mahya “Ramazan gecelerinde, camilerde iki minare arasına gerilen ipler üzerine kandil veya elektrik ampulleriyle yazılan yazı veya yapılan resim.” anlamına gelen Farsça kökenli bir kelimedir .

Rivayete göre mahyanın serüveni, Sultan I. Ahmed döneminin meşhur hattatlarından Fatih Camii müezzini Hafız Kefevi’nin sanatkârane işlemiş olduğu bir levhayı padişaha sunmasıyla başlar. Levhayı çok beğenen Sultan, Hafız’dan levhayı ışıklandırıp yaptırmış olduğu Sultanahmet Camii’nin minareleri arasına asılmasını ister. Kandillerle ışıklandırılan levha Sultanahmet Camii’nin minareleri arasına asılınca ilk mahya kurulmuş olur. 1616 veya 1617 yıllarının Ramazan aylarına denk geldiği düşünülen bu olaydan itibaren mahya, her ramazan selâtin camilerine asılarak bir gelenek halini alır.

İstanbul’a mahsus olarak başlayan mahya sanatı, Ramazan gecelerinde şehre verdiği güzelliğin yanı sıra halkın gönlüne hitap eden; Ramazanın ruhuna uygun ayet-i kerime, hadis-i şerif ve özlü sözlerin yazıldığı bilgilendirme aracıdır. Başlangıcından itibaren halktan büyük teveccüh görmüştür. Öyle ki, Mimar Sinan’ın eserlerinden Üsküdar'daki Mihrimah Camii ilk zamanlar tek minareli olduğu için, buraya mahya kurulamamasından dolayı Üsküdar halkının semtlerinde mahya olmamasından şikâyet etmeleri üzerine, mahya kurulabilmesi için II. Mahmud döneminde camiye bir minare daha eklenmiştir.

Bu gelenek zahmetli ve masraflı olduğundan Anadolu’ya yayılmamıştır. Her usta veya cami derneğinin altından kalkabileceği bir uğraş değildir. Yaklaşık dört yüzyıldır devam eden ve vakıfların kontrolünde olan mahyacılık İstanbul’dan sonra yine vakıfların yaygın ve kuvvetli olduğu Edirne ve Bursa’da da asılmaya başlanmıştır.

Müslümanlar Ramazan ayına her kavuştuğunda onun manevi iklimini teneffüs ederler. O iklim ki, oruç tutanları sadece yeme-içmeden değil kötülüklerden alıkoyar. Kul olmanın olgunluğunu idrak ettirir. İnsana, çevresinde onu kuşatan ne varsa, iman ahlak ve merhametiyle bakma, onlara rikkatle yaklaşma şuurunu aşılar. Kişi hiddetten ve taşkınlıktan uzaklaşır. Hadis-i şerifte “Oruç kalkandır. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarf etmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa ‘ben oruçluyum!’ desin (ve ona bulaşmasın).” buyrulmuştur.1

Oruç, pek çok edebi eserde kişileştirilerek ele alınmıştır. O, hasretle beklenendir. Geldiğinde sevinilen, birlikte yaşanılan ve ayrılığında hüzne sevk edendir. Varken, oruçluyu Yaratıcının sevdiklerine yaklaştıran, sevmediklerinden ise uzaklaştırandır. Bu manada oruç “insanı tutan”dır. Hem ahlaki ve fiziki anlamda ayakta tutan hem de kötülüklerden uzak tutandır. Ramazan ayı ve oruçla ilgili bu düşüncelerin toplum hayatına yansıtılış biçimlerinden biri de mahyalar üzerine yazılan mesajlardır. Öyle ki mahyalarda ifadesini bulacak mesajların, Ramazan ayının da manevi etkisiyle toplumda karşılığını bulacak düzeyde etkileyici olması gerekir. Tıpkı “Ey Oruç, Tut Bizi” mesajında olduğu gibi.

Ramazan mahyalarının mesajlarını belirleme görevi, 22.01.2010 tarihinde yayımlanan yönetmelikle2 Diyanet İşleri Başkanlığı’na tevdi edilene kadar, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmüş ve minareler arasına nakşedilmiştir. “Ey Oruç Tut Bizi” mahyası mahya içeriğini belirleme yetkisi Genel Müdürlüğümüzde olduğu dönem olan 2003 Ramazan ayında ilk defa uygulanmıştır. Mesaj, apaçık bir şekilde orucun kişiliğinde Yaratıcının emrini ve bahsettiğimiz hadis-i şerifin telkinini hatırlatmaktadır. Bundan hareketle Vakıflar Genel Müdürü Dr. Adnan Ertem, “Ey Oruç Tut Bizi” mesajının Vakıflar İstanbul Bölge Müdürü iken mahya mesajı olarak kullanılmasını mahya ustalarına talimatlandırmıştır. Mahya ustaları tarafından ilk kez 2003 yılının Ramazan ayında (30.10.2003) Üsküdar Cedit Valide Sultan Camii’nde İstanbul halkıyla buluşmuş ve büyük teveccüh görmüştür. O tarihten bugüne aksatılmaksızın her yıl İstanbul’un çeşitli camilerinde halkı aydınlatma vesilesi olarak mahyalarda kullanılmıştır.

Genel Müdürümüzün ilham kaynağı belki bir hadis-i şerif, belki de kalem ve gönül üstatlarından birinin sözleriydi. Ancak, mahyalarla karanlığa ışık yayan bu manidar mesaj, daha sonra pek çok defa yazılı ve görüntülü medyada kullanılmış, şiir ve yazılara konu olmuştur. “Ey Oruç, Tut Bizi” mesajı ile ilgili olarak gerek yazılı, gerek görsel ve gerek internet medyasında ortaya konulan görüşlerin, yazıların değerlendirmelerin hatta eleştirilerin tamamı, mahyanın Üsküdar Cedid Valide Camiinde uygulandığı 2003 tarihinden sonraki dönemlere aittir (Bkzhttps://eksisozluk.com/ey-oruc-tut-bizi--757947). Mesajın içeriği, İslam Dininin bütün inananlara vaz ettiği oruçla ilgili bilinenleri hatırlatmasından olsa gerek, mesajın ifade tarzının başkalarınca sahiplenilmesine neden olmuştur. Bu yaygınlık, mesajın başkalarınca sahiplenilmesine hatta mesajı anonim hüviyeti kazanmaya doğru götürse de esas önemli nokta, mesajın ulaşması gereken yere yani gönüllere varmış olmasıdır.

 

1 Müslim, Sıyam 164, (1161)

http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2010/01/20100122.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2010/01/20100122.htm